• Çalışma Saati: 08:30 - 18:30

İFA İMKANSIZLIĞI (TBK m.136/I-II-III)

I. KAVRAM

Borcu sona erdiren imkansızlık kavramının açıklamasına geçmeden önce, sözleşmenin başındaki imkansızlık ile borcu sona erdiren imkansızlık kavramlarının ayırt edilmesi gerekmektedir. Sözleşmenin konusu sözleşmenin daha henüz başında imkansız ise sözleşme TBK m.27 gereğince kesin hükümsüz olacaktır. Ancak sözleşmenin konusu olan edim sözleşmenin başında imkansız değildir. Fakat sözleşme geçerli bir şekilde kurulduktan sonra işbu edimin ifası sonradan imkansız hale gelir. İşte o zaman TBK m.136 hükmü uygulama alanı bulacaktır.

A-Borcun Türlerine Göre


Sözleşme kurulduktan sonra sözleşme konusu olan edimin maddi bir olgu tarafından ifası imkansız hale gelebilir. İmkansızlığın hukuki bir olaydan da kaynaklanması mümkündür. Örneğin sözleşme konusu yağız isimli ferden tayin edilmiş at ölebilir. Ferden tayin edilmiş 10 TKO 1907 plaka sayılı araç yok olabilir. Satış sözleşmesine konu edilmiş olan taşınmaz idare tarafından kamulaştırılmış olabilir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Sonradan meydana gelen ifa imkansızlığı TBK m.136’da düzenlenmiştir.


Çeşit borçlarında imkansızlık söz konusu olmaz.”tür telef olmaz” (genus non perit) kuralı bunu gerektirir. İmkansızlık genelde kendisini parça borçlarında gösterir. Para borçlarında da imkansızlık söz konusu olmayacaktır.


Seçimlik borçlarda durum farklıdır. Seçim yetkisi ister alacaklıya ister borçluya ait olsun durum fark etmez. Borcun konusu olan edimlerden birinin imkansızlaşması halinde borç imkansız olmayan diğer edimlerle varlığını sürdürmeye devam eder.


İmkansızlığın sürekli olma ihtimali olduğu gibi geçici de olma ihtimali vardır. İmkansızlık geçici ise kural olarak borç sona ermez. (Bucher, Art. 72, N.15)(Seliçi, s.23). Şayet ifanın önündeki imkansızlık oluşturan engel hem sürekli niteliktedir. Hem de ileride belirsiz bir zamanda bu engelin ortadan kalkma ihtimali vardır. Artık burada dürüstlük kuralına göre taraflardan belirsiz bir ihtimal uğruna sözleşmeye bağlılıklarının sürdürmeyi beklenip beklenemeyeceklerine bakılmalıdır.


İfadan beklenen çıkarın sona ermesi kural olarak edimin imkansızlığa uğramasına sebebiyet vermez. Örneğin evin boyanması için bir usta ile anlaşıldığında, ev zaten bedelsiz bir şekilde başka birisi tarafından boyanırsa burada ifadan beklenen çıkar sona ermiş ise de edim imkansızlaşmış değildir. Dolayısıyla sözleşme devam eder.

Ancak ifanın konusu olan edimin sona ermesi halinde durum farklıdır. Yukarıda örnekteki evin yıkılması halinde hem ifadan beklenen çıkar sona ermiş olur. Hem de ifa imkansızlaşmış hale gelir. Bu durumda sözleşme konusu borç sona erer.


TBK m.136’da “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa borç sona erer.” (TBK m.136/I). Kanun bu suretiyle borcun konusu olan edimin imkansızlaşması halinde buna bağlanan sonucu düzenlemiştir. Söz konusu borç herhangi bir bildirime gerek olmadan kendiliğinden (re’sen) sona erer.

II. İMKANSIZLIKTAN BORÇLUNUN SORUMLU OLUP OLMAMASI

A-Borcun Sona Ermesi Bakımından


Borcun konusu olan edim, borçlunun kusurlu bir davranışı nedeniyle de imkansızlaşmış olabilir. Ancak bunun yanında borçluya atfı kabil herhangi bir kusur olmamasına rağmen de imkansızlaşmış olabilir.
Borcun konusu olan edimin borçlunun kusurlu davranışı nedeniyle imkansızlaşması halinde doktrindeki baskın olan görüşe göre dar anlamda borç, geniş anlamda da borç ilişkisi sona ermeyecektir. Borçlunun borcu sözleşme konusu edim yönünden değil de artık tazminat olarak devam edecektir.


Kanaatime göre ise borçlunun kusurlu davranışı nedeniyle veya herhangi bir kusur olmadan sözleşmenin konusu olan edim imkansızlaşmış ise borç her iki ihtimalde de sona erer. Ancak sözleşmenin konusu olan edim borçlunun kusurlu davranışı nedeniyle imkansızlaşmış ise artık borçlunun tazminat yükümlülüğü devam etmelidir. Bu tazmin yükümlülüğü borç yerine ikame bir nitelik taşımayıp alacaklının ifadan beklenen yararının gerçekleşmemesi nedeniyle meydana gelen zararının tazminine yönelik olmalıdır. (Aynı yönde Öz, TBK İstanbul Şerhi s.1626)


B-Sona Ermenin Sonuçları Bakımından


TBK m.136/II-III’de borcun konusu olan edimin imkansızlaşması halinde aradaki ilişkinin nasıl tasfiye edileceği ve tasfiyeye bağlanan sonuçlar düzenlenmiştir. Öncelikle ifade etmek gerekir ki söz konusu imkansızlık kusursuz imkansızlıktır.


TBK m.136/II’de “Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkansızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.” denilmektedir. TBK m.136/III’de ise “Borçlu ifanın imkansızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.” denmiştir.


Bu kapsamda söz konusu TBK m.136/II-III’ün uygulama alanı bulabilmesi için kusursuz ifa imkansızlığı olmalıdır. Borcun imkansızlaşmasının borçlunun kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı noktasındaki ispat yükü ise borçluya aittir.


III. SONA ERMENİN SONUÇLARI


A-Sona Ermenin Ekonomik Etkisi


Borç ilişkisi sinallagmatik olmayıp tek tarafa borç yükleyen bir ilişki ise borçlunun ediminin imkansızlaşması halinde herhangi bir sorun karşımıza çıkmaz. Borçlunun borcu sona erer. Alacaklının talep edebileceği bir husus yoktur.


TBK m.136/II ise sinallagmatik sözleşmelerde ifanın imkansızlaşması halindeki durumu “Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkansızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder.” diyerek düzenlemiştir. Kanun metni açık olup alacaklı taraf henüz kendi edimini ifa etmemişse işbu ifa borcundan kurtulacaktır.

Ancak alacaklı taraf edimini ifa etmiş ise işbu edimini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyecektir. Sözleşmede bu ifa edilmiş edimin geri istenemeyeceğine dair hükümler ise TBK m.27 gereğince kesin hükümsüzdür. (Yargıtay 15. HD 05/05/1999 T. 1119/1769)(Yargıtay Kararları Dergisi 2000/1, s.68)(Yargıtay 15. HD 10/06/1999 T. 1658/2437)(Yargıtay Kararları Dergisi 2000/3, s.404)


Karşılıklı edimler içeren sinallagmatik sözleşmede borçlu herhangi bir tazminat ödeme borcu altında değilse de sözleşmenin ekonomik etkisi ve tasfiyenin gereği borçlunun üzerindedir. Ancak TBK m.136/II’nin son cümlesi “Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.” gereğince bu durumun aksi öngörülmüş ise artık bu esas uygulanmalıdır. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz üzere sözleşme ile kabul edilen kıstas TBK m.27 gereğince kişilik haklarını fazlasıyla kısıtlamamalıdır.


Şayet borcun imkansızlaşması alacaklının kusurundan kaynaklanıyor ise ne gibi bir çözüm üretilecektir? Doktrinde borcun imkansızlaşması alacaklının kusurundan kaynaklanıyor ise TBK m.136/II’deki durumun aksine borçlu karşı edimini aynı kendi edimi imkansızlaşmamış talep ve dava edebileceği, ancak kendi edimini ifa etmekten de kurtulduğu için elde ettiği kazancı karşı edimden düşmesi gerektiği kabul edilmektedir.(von Tuhr/Escher, 71, II s.134)(Becker, Art. 119, N. 7,8)(Oser/Schönenberger, Art. 119, N.24)(Dural s.126 vd.)(Serozan, İfa, İfa Engelleri, 13, N. 1-3)(Gündoğdu, s.362, 363)(Kurt, s.288 vd.)


B-İmkansızlığın Alacaklıya Bildirilmesi Külfeti


TBK m.136/III maddesinde “Borçlu ifanın imkansızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.” denilmiştir. Kusursuz ifa imkansızlığı halinde tazmin yükümlülüğü bulunmayan borçlunun bu durumunu devam ettirebilmesi için üzerine düşen yükümler düzenlenmiştir.


TBK m.136/III gereğince borçlu derhal imkansızlığı alacaklıya bildirmeli ve zararın artmaması için gereken önlemleri almalıdır. Hükmün devamında da bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde borçlunun alacaklının uğrayacağı zararı tazminle yükümlü olduğu düzenlenmiştir.


Söz konusu zarar ifadan beklenen yarar olmayıp külfetin yerine getirilmemesi nedeniyle alacaklının uğradığı zarardır. Örneğin borçlu bildirimi derhal yapmış olsaydı söz konusu edimi piyasadan daha ucuza temin edebilecek olan alacaklının geç bildirim nedeniyle aynı edimi daha pahalı bir şekilde temin etmesi neticesinde ortaya çıkan fark borçludan talep edilebilir.


C-Edimin Yerine Geçen İkame Değerlerin Durumu Sorunu


Borçlunun imkansızlaşan ediminin yerine malvarlığına başka bir değer girmesi halinde durum ne olacaktır? Örneğin satıcın sattığı malın tahrip olması halinde sigortadan aldığı bedel, taşınmazın kamulaştırılması halinde kamulaştırma bedeli, üçüncü bir kişi tarafından zarar verilmesi halinde alınmış olan tazminat bu hususlara örnek olarak sayılabilir.


TBK’da alacaklının talep yetkisinin bu kaim değerler üzerinden devam edeceğinde dair bir hüküm mevcut değildir. Dolayısıyla bu yönde taraflar arasında bir yenileme (tecdit) sözleşmesi ile mevcut durum düzenlenmemiş ise kaim değer mevcut borcun yerine ikame edilemez.

Av. TURHAN KIYICIOĞLU
Bursa Barosu

Bir yanıt yazın